Anasayfa Çanakkale Savaşları Kara Savaşları Kara Harekâtı Hazırlıkları ve Güç Dengeleri - 2
Kara Harekâtı Hazırlıkları ve Güç Dengeleri - 2 PDF Yazdır e-Posta

İzmir Bombardımanı

izmir bombardımanı Gelibolu çıkartması ile yakından ilgili olmamakla beraber onunla bağlantılı bazı yönleri vardır. Bombardımanın genel nedenleri arasında Doğu Akdeniz'de Uzlaşma Devletleri donanma ve taşıtlarının güvenliğini sağlamak gelir. İzmir Limanı bu bölgedeki hareketleri gözetebilecek bir mevkide idi. Akdeniz'e gelebilecek Alman denizaltıları için de ideal bir yuvalanma merkezi olabilirdi. İzmir İstanbul'dan sonra Türkiye'nin en büyük kentiydi. 

Ticaret bakımından önemi ondan da fazlaydı. Çanakkale deniz savaşının sarpa sardığı sırada Türklerin dikkatini İzmir'e çevirmek ve oradaki kuvvetlerinden bir kısmını çekmelerini sağlamak için de bombardıman gerekli görülmüştü. 22 Mart'ta Çanakkale'nin deniz kuvvetleriyle zorlanmasından vazgeçilerek Gelibolu'ya çıkartma için karar verilmesi üzerine de bu çıkartmayı gizlemek ve Türkleri Gelibolu'dan uzak yerde oyalamak gereği de İzmir bombardımanının önemini arttırmıştı.

İngiliz Amirallik Dairesi, 2 Mart'ta Suriye kıyılarını gözetlemek görevini Euryalus sancak gemisinde bulunan Amiral Piers'e verdi. Kendisine Çanakkale önlerindeki İngiliz savaş gemilerinden katılacak iki gemi ile İzmir Limanı'nı denizaltılarına yuva olabilecek nitelikten yoksun edecek surette bombardıman edilip tahrip etmesini emretti. Şu noktaya parmak basmak gerekirki, bombardıman amacı İzmir'i işgal etmek olmayıp, zararsız duruma getirmekten ibaretti.


Bombardıman 5 Mart'ta başlayıp 9 Mart'a kadar sürdü. İlk günlerde zırhlıların uzun menzilli ateşlerine İzmir kaleleri top menzilleri kısa olduğu için karşı ateş açamadılar. Bu arada düşman torpil tarama gemileri torpil tarlalarının ayıklanmasına gayret ettilersede kıyı bataryaları buna olanak bırakmadılar. Kalelerin susturulduğunu sanan İngiliz Amirali, İzmir Valisi ile bir anlaşmaya varmak için görüşmelere girişti. Amerikan Konso-losu'nun aracılığı ile yapılan görüşmelerde İngilizler, İstanbul'un yakında düşüneceğini, boş yere kan dökülmesine meydan vermemek için de İzmir'deki askeri tesislerin tamamen tahribi, deniz taşıt araçlarının da kendilerine teslim edilmesini istediler. İzmir Valisi Rahmi Bey istekleri geri çevirince, görüşmeler için kabul edilmiş olan silah bırakışması da 13 Mart'ta son buldu. İngiliz Amirali torpil tarlaları temizlenmedikçe İzmir Limanı'na girip kenti teslim olmaya zorlayamayacağım anlamıştı. Çanakkale seferi de başlamak üzere olduğu için Amiral, bombardımana devam etmekte bir fayda görmeyerek yüzgeri dönmeye mecbur kaldı. Bundan sonra Mart ayının sonlarına doğru yapılan bombardımandan da bir sonuç çıkmadı.

 

Kazanmaktan Yana Çabalar

Gelibolu'ya çıkarma kararından sonra İngilte’re ile Fransa, İstanbul sorunu nedeniyle sarsıntı geçiren Rus dostluğunu kuvvetlendirmeye giriştiler. Ayrıca Yunanistan ve İtalya'yı kendi saflarında savaşa sokmak için harcamakta bulundukları gayreti artırdılar.

 

Rus İstekleri

Boğazlar ile İstanbul üzerinde tarihsel ve siyasal Rus istekleri Çanakkale deniz savaşı sırasında bunalımlı bir aşamaya girmişti. Savaşın başarı ile sonuçlanacağı sanıldığı için Osmanlı İmparatorluğu'nun paylaşılması için de zaman gelip çatmış demekti. 14 Mart'ta bir Rus gazetesi "İstanbul ve Boğazlar" başlığı altında bu yerlerin Rus olması gereğinden söz ettikten sonra, Fransa da Boğazların tarafsızlığı ile ilgili yayınlardan şikayet etmekteydi. Fransa'nın Rus isteklerini karşılıksız onaylaması söz konusu olamazdı. Paris Hükümeti, İstanbul'a ilişkin Rus isteklerinin tanınmasına karşılık Sen Petersburg Hükümeti'nden Fransız isteklerinin kabul edilmesini istemişti. İstek, İskenderun Körfezi bölgesi ile birlikte Suriye'nin ve Toros Dağlarına kadar Adana bölgesinin Fransız İmparatorluğu sınırları içinde tanınmasından ibaretti. İki tarafın birbirlerinin isteklerini kabul etmesiyle aralarındaki dostluğa gölge düşmesi önlenmiş olacaktı. Rus istekleri daha önce İngiliz Hükümeti'nce de dudak arası bir muvaffakat biçiminde onaylanmıştı. 23 Mart'tan sonra da Fransa ile İngiltere arasında da Osmanlı İmparatorluğu'nun Asya'daki topraklarının bölüşülmesi için görüşmelere Londra'da başlanmıştı.

 

Yunanistan ile Anlaşma Deneyimi

Anlaşmacı devletler, Çanakkale çıkartması arifesinde Yunanistan'ı kendi taraflarına çekmeyi bir kez daha denediler. Yunanistan hem Akdeniz memleketi hem de Balkan memleketiydi. Kendisinden Türklere karşı Adalar Denizi'nden yapılacak hareketlerde yararlanılabilineceği gibi Avusturya'ya karşı, Sırbistan'a yardım olanağı sağlamak konusunda da yararlanmak olasıydı. Bundan başka hâlâ yansızlıklarını korumakta olan Bulgaristan ile Romanya' nın da savaşa dost olarak girmeleri için hırslarını kabartabilirdi.


Yunanistan, sömürgeleri yönünden birer Akdeniz memleketi olan Fransa ve İngiltere ile Türklere karşı anlaşmaya eğilimli idi. Büyük ülküsü, Doğu Trakya ve Batı Anadolu'da yayılmaktı, İngiliz ve Fransız yardımı olmadan bu ülkü doğrultusunda genişlemesi olanaksızdı. Ne var ki, böyle bir genişleme Balkan devletlerinin, özellikle Bulgaristan'ın çıkarları ile çelişmekteydi. Bulgaristan'a Batı Trakya'da bir tavizat sağlanmadıkça, Yunanistan'ın genişleme siyaseti çizmesi ve izlemesi hiç de kolay değildi.

 

Böyle olduğu halde uzlaşmacı devletlerin Çanakkale deniz savaşları sırasında Yunanistan'ın ayranı kabarmıştı. Venizelos, Türklerin bütün varlıkları ile İngiltere, Fransa ve Rusya'ya karşı giriştiği savaşta Yunanistan'ın seyirci durumunda kalmasını anlamsız buluyordu. Kararsız bulunan devlet adamlarını savaş yanlısı yapmak için uydurduğu propaganda tezi şu idi.

"Türkler Trakya'da kendilerine bırakılmış olan topraklarda ve Anadolu'da yaşamakta olan Rumları yok etmeye eğilimli görünüyorlar". Yunan kamuoyu ve ordu Venizelos'tan yanaydı. Hatta Yunan Genelkurmayı bir aralık Gelibolu Yarımadası'na baskın ile bir çıkartma yapma düşüncesine bile kapıldı. Uzlaşma Devletleri, savaşa girmesi halinde Yunanistan'a Batı Anadolu'da geniş topraklar vaad ettiler. Bulgaristan yönünden emin olmak içinde ona Vardar bölgesinde yayılabilmesi için Sırbistan'ın fedakarlık yapması sağlanacak, Yunanistan da Kavala'yı Bulgarlara bırakmakla karşı fedakarlıkta bulunacaktı. Buna karşılık da Türkiye'deki Rumlar kurtulmuş olacaktı. Venizelos, Krala bu önerileri kabul ettirmeye çalıştı. O, Türkiye’den elde edilecek toprakları 125.000 kilometre kare olarak hesaplıyordu. Bu topraklar Güney Anadolu'da Fenike'den başlayan, kuzeyde de Afyon Karahisar ve Kütahya'dan geçip Marmara'ya veya hiç olmazsa Edremit Körfezi'ne ulaşan bir hattın batısında kalan topraklardı. Venizelos'un bu kazancın sağlanması için Balkan Devletleri nezdindeki girişimi olumlu bir sonuç vermedi. Romanya kendi geleceği için kuşkulu olduğundan tarafsızlıktan ayrılmayı uygun görmedi. Bulgaristan kendisine Makedonya verilmedikçe herhangi bir anlaşmaya yanaşamayacağını hatırlattı.

3 Mart'ta İngilizlerin İzmir'i bombardıman etmeye başlama¬ları Yunanistan'ı savaşa girmek için kamçılayan önemli bir olaydı. Haçlı zihniyeti bu kez kabardıkça kabardı: İstanbul üzerine yürüneceğine artık kuşku yoktu. İstanbul deyince de akla Aya-sofya geliyordu. Hıristiyan devletler ailesi, Bulgaristan, Yunanis¬tan, Romanya, Rusya, Fransa, İngiltere, Ayasofya'yı kurtarmak için birlikte yürümeliydiler479. Fakat din ve mezheplerin ulusal çıkarların üstünde yer almış olduğu devirler geçmişti. Rusya, Yu¬nan bayrağının İstanbul'da görünmesini istemiyordu. Yunanis¬tan'ın Uzlaşma Devletleri'nin safında yer almasına karşı direndi.

Türklerin 18 Mart Çanakkale zaferi, Yunanistan'da da sersemletici bir hava yarattı. Büyük ülkü balonu bir daha patladı. Venizelos şöhretinden kaybetti. Savaşa girmemekte direndiği için Krala hayır dualar edildi. Venizelos Çanakkale bozgunundan meydana gelen kötümser havayı hafifletmek için "İngilizlerin katıldıkları bütün savaşlarda böyle olur. Genellikle muharebeleri kaybederler. Fakat sonunda harbi kazanırlar" dediyse de bu esprisi başvekillikten çekilmesini önleyemedi.

Zaimis başkanlığında kurulan yeni hükümet uzlaşma devletlerine karşı oyalayıcı bir siyasa izledi. Hükümeti savaşa girmek için önerilerini şu noktalarda toplamaktaydı: Yunanistan, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılması amacıyla savaşa girmeye hazırdı. Ancak bunun için karada ve adalardaki topraklarının bütünlügünün sağlanması, Batı Anadolu'dan yukarıda sözü geçen Fenike ile Edremit hattının batısında kalan toprakların ve ayrıca 12 Ada'nın kendisine vaad edilmesi, İstanbul'un özerk bir yönetime kavuşturulması veya başka bir devletin egemenliğine verilmesi halinde oradaki Rumların dinsel ve kültürel imtiyazlarının devamının temini kabul edilmelidir.

Uzlaşma devletleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılması konusunda henüz kesin bir karara varmamışlardı. Bundan başka, bir yandan Bulgaristan'ın, öte yandan da İtalya'nın savaşa girmeleri için görüşmeler yapmaktaydılar. Yunan isteklerini kabul etmeleri halinde görüşmelerde hareket serbestliğini kaybetmiş olacaklardı. Kaldıki bu sıralarda Yunanistan'ın istekleri kabul edilse bile savaşa girmesini olanaksız yapan bir olay meydana gelmiş bulunuyordu. Alman İmparatoru II. Giyom (Wilhelm) Yunanistan Sarayı'na gönderdiği bir telgrafta Krakovi önünde Ruslara karşı kesin bir zafer kazandığını, 700.000 Rus erinin esir düştüğünü belirttikten sonra "Bana el kaldıracak olanların vay haline" demekteydi. Bu suretle uzlaşma devletleri 25 Nisan'da imzaladıkları bir antlaşma ile Yunanistan olmaksızın sadece İtalyanları yedeğe alarak Gelibolu çıkarmasına girişeceklerdi.


İtalya ile Anlaşma

Yunanistan'ı savaşa sürüklemeye muvaffak olamayan İngiltere ve Fransa, İtalya’yı kazanmak için çalışmalarını artırdılar. Savaş başlangıcında İtalya tarafsızlığını duyurmuştu (2 Ağustos 1914). Gerçi İtalya'nın Almanya ve Avusturya ile bir dostluk antlaşması vardı. Fakat bunun koşulları savaşa girmesini gerektirmiyordu. Kaldı ki kamuoyu da savaşa girilmesinden yana değildi. Her şeyden Önce İtalyan ordusu henüz büyük bir savaşa girecek durumda bulunmuyordu. Trablusgarp Savaşı'nda güçsüzlüğü anlaşılmıştı. Uzun sürecek bir savaş için yoksun bulunduğu savaş araç ve gereçlerini sağlayacak savaş endüstrisi de İtalya'da gelişmemişti. Bütün bunlardan başka İtalya, Akdeniz'de Fransa ve İngiltere'ye karşı savaşmakla bir kazanç sağlamak ümidini de beslemiyordu.

İtalya'nın ulusal birliğinin tamamlanması, güvenliğinin sağlanması, sömürge imparatorluğunun genişlemesi, Antlaşma Devletlerinden çok Uzlaşma Devletleri safında bulunmasını gerektirmekteydi, italyan çoğunluğunun oturduğu Adriyatik üzerindeki Trento ve Triesete bölgesi Avusturya - Macaristan İmparatorluğu'nun hakimiyeti altında bulunuyordu, İtalya, çizmesinin güvenliği için Istry, Fiume ve Dalmaçyayı'da jeolojik, coğrafya ve tarihsel nedenlere dayanarak istiyordu. Balkanlarda da Avusturya'nın yayılmasına karşıttı. Emperyalist emellerinin yayılma alanı Doğu Akdeniz'di. Oniki Ada üzerinde ve Güney Anadolu'da egemenliğinin ve nüfuzunun tanınmasını istiyordu. Üçlü Antlaşma Devletleri'nin yenilmesi ve Afrika'daki Alman sömürgelerinin paylaşılması halinde kendisine düşecek hisse karşılığında Trablusgarp ve Somali yönünden imparatorluğun şuurlarını genişletmek olanağı vardı.

Bu istekler Üçlü Uzlaşma Devletlerini, özellikle Rusya'yı kuşkulandırmıyor değildi. Fakat ortada henüz alınmış, yenilmiş bir şey yoktu. Kaldı ki istenen toprakların hiçbirisi doğrudan doğruya kendisinde değildi. Bu nedenledir ki, Londra'da başlayan görüşmeler, hararetli pazarlıklardan sonra Fiume dışında kalan İtalyan isteklerinin genellikle kabul edilmesiyle ve Londra Antlaşması'nın imzalanmasıyla sonuçlandı.

 

Londra Antlaşması

Londra Antlaşması 25 Nisan 1915'te, yani Fransız ve İngiliz kuvvetlerinin Gelibolu ya çıkarıldığı gün imzalandı. Bu antlaşmanın Osmanlı imparatorluğu ile ilgili hükümleri şu suretle özetlenebilir:

''Trablusgarp üzerinde Padişah'ın sahip olmaya devam ettiği hak ve imtiyazlar İtalyanlara geçecek, 12 Ada üzerinde de İtalyanların egemenliği tanınacaktır (Madde 8,10).

Üçlü Antlaşma Devletleri, İtalya'nın Akdeniz'in siyasal dengesi ile ilgili olduğunu onaylarlar. Türkiye'nin Asya'daki topraklarının paylaşılması halinde İtalyanların Antalya iline yakın olan Akdeniz bölgesinden hakkınca bir pay almasını genel olarak kabul ederler.

Bu savaş sırasında uzlaşma devletleri yukarıda söz konusu toprakları işgal ederlerse yine yukarıda sözü geçen İtalyan hissesi ayrılacak ve İtalyanların buraya yerleşme hakkı olacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak bütünlüğü devam ettiği ve bu topraklar üzerinde büyük devletlerin çıkar bölgelerinde değişiklik yapıldığı takdirde, italyan çıkarları da göz önünde tutulacaktır."

italya Londra Antlaşması ile kendisine tanınan hakları çantada keklik bilerek 20 Ağustos'ta Osmanlı Devleti'ne savaş açacaktır.

 

Ermeni Ayaklanması

Uzlaşma Devletlerinin Gelibolu Yarımadasına çıkarma yapacakları günlerde, Doğu Anadolu da Ermenilerin ayaklanması acaba ne anlam taşır? Bu bir rastlantı mıdır? Yoksa İngiltere'nin ve Rusya'nın ustaca bir tertibi mi... Bilindiği gibi, Ermeni sorunu "Şark Meselesi'nin bir bölümüdür. Çeşitli aşamaları vardır. Birinci Dünya Savaşı'nda bu sorun yeni bir karakter kazanmıştır. Ermeniler için Osmanlı egemenliğinden kurtulma anlamını taşır. Üçlü Uzlaşma Devletleri için Ermenileri kullanarak bir savaş yaratmak ve Türkleri arkadan vurmaktan başka bir anlam taşımaz. Türklere göre ise Ermeni ayaklanmaları, devletin varlığını tehlikeye düşüren, bastırılması bir nefis savunması zorunluğu yaratan niteliktedir.

Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine Rus Çarı Rus Er-menilerine hitaplı bir bildiri yayınlamıştı. Bu bildiride harekete geçme zamanının gelmiş olduğunu işaret eden Çar, şöyle demekteydi: "Geleneksel bağlılıklar bu önemli günlerde de üzerinize düşen görevi yerine getireceğinizin garantisidir". Bu sırada Ermeni İhtilal Komiteleri de savaş amaçlarını açığa vuruyorlardı. Taşnakitsyun Komitesi, Rus Ermenilerinin Osmanlı Ermenileri için savaşacağını açıklıyordu483. Hınçak Komitesi'nin Paris Merkezi, Osmanlı Ermenileri ile ilgili karar suretini "Yaşasın Ermenistan" diye bitiriyordu.

Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ermeni komiteleri liderleri ise ittihat ve Terakki Hükümeti'nin savaşta işbirliği yapmak konusundaki önerisini açıkça reddediyorlardı. Komitelerin denetimi altında bulunan Osmanlı Ermenileri, isteseler de istemeseler de devlete karşı ayaklanmak durumundaydılar. Ermeni komiteleri yurdun çeşitli bölgelerinde ufak çapta çete olayları düzenlemekle işe başladılar. Büyük ve sistemli hareketler için ise İngiltere ve Rusya'nın emrini beklemekteydiler. Nisan ortalarında (1915) Gelibolu'ya asker çıkartılmasından on gün önce bu emir verildi.

Nisan'ın 15'inde Van'da, ayrıca 17'sinde Sason'da, 18'inde Bitlis'te Ermeniler ayaklandılar. Sason'da memur ve jandarmalar Öldürüldü. 20 Nisan günü Van'ın içinde büyük Ermeni ayaklanması başladı. Ermeniler karakollara ve Türk evlerine saldırdılar. Banka ve Düyun-i Umumiyye Dairesi, Postahane gibi binaları yaktılar.

Ayaklanma bastırılamadı. Rusların Ermenilerle bağıntı kurup beraber hareket etmeleri, Gelibolu'ya çıkartma yapılması, Türklerin durumunu çok güçleştirmiş bulunuyordu. Uzlaşmacı devletlerin de zaten Ermenilerden beklediği bu idi. 16/17 Nisan gecesi Van Rusların eline geçti. Van bundan sonra birkaç kez Türklerle Ermeniler ve onları destekleyen Ruslar arasında el değiştirdi.

Ermeni ayaklanmalarının yurdun güvenliğini tehlikeye düşüren bir düzeye yükselmesi karşısında hükümetçe tedbir alınması gerekti. Mayıs sonlarında Dahiliye Nezareti'nin önerisi üzerine çıkarılan bir kararname ile savaş bölgeleri dolaylarında oturan Ermenilerin düşman ile işbirliği yaparak Türk ordusuna karşı koymalarını, halka saldırıp cinayetler işleyip yağmalar yapmalarını önlemek amacıyla bir kısım Ermenilerin savaş yerlerinden uzaklaştırılması uygun görülmüştü. Bu suretle Van, Bitlis ve Erzurum vilayetleri ile Güneydoğu Anadolu vilayetleri ve sancak merkezlerinin dışında kalan bölgelerden ve özellikle köylerden alınan Ermeniler, Halep ve Suriye vilayetlerinin bazı bölgelerine zorunlu göçe tabi tutulmuşlardı486. Sözü geçen kararnamede köy ve kasabalardan göçtürülen Ermenilerin mal ve can güvenliklerinin sağlanması, yolculuklarının kolay geçmesi ve gönderildikleri yerlerde yerleştirilmelerine itina gösterilmesi de önemle belirtilmişti487. Şurası da işaret edilmelidir ki, zorunlu göç bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Tercan, Eğin, Samsun, Adana'daki Ermeniler zorunlu göç dışında tutulmuşlardı. İstanbul'da ise 77.835 Ermeni'den ancak 235'i ayaklanma nedeniyle tutuklanmıştır, İzmir'e gelince 20.000 Ermeni'den sürgüne gönderilen olmamıştır.

Zorunlu göç nedeniyle bazı bölgelerde Ermenilerin silahlı direnmesi yüzünden olaylar çıkmış, yollarda asayişsizlik ve hastalık sebebiyle kayıplar olmuştur. Fakat Talat Paşa'nın da dediği gibi, bu söylentilerde son derece abartmalar olmuştur. Türkleri az tanıyan batı kamuoyu, onlara karşı kışkırtılmak istenmiştir. Sürgün olayına soykırım görüntüsü verilmiştir. Yayınlarda bu iddialara yer vermek suretiyle dünya gürültüye boğulmuştur.


Rum ve Ermenilerin yayınları yanında İngiliz propaganda servisi tarafından yapılmış olan yayınlar özellikle dikkat çekicidir. Bunlar arasında en önemlisi 1916 yılında Osmanlı Imparatorluğu'nda, 1915-16 yıllarında Ermenilere yapılan muamele üzerinedir. Bu yapıtın ilk kez 1916 yılında basılmış olması manalıdır. Bir yıl önce anlaşma devletleri kara ordularının Gelibolu Yarımadası üzerinden İstanbul'a yürümeleri girişimi bozgunla sonuçlanmıştı. Daha sonra bir İngiliz ordusu Kutul Amara'da esir edilmişti. Bütün bunlardan önemli olan Alman denizaltılarıyla İngiltere'yi abluka altına alma işlemi başlamıştı. İngiltere için Amerika'yı savaşa sokmak bir hayat sorunu olmuştu. Amerikan kamuoyunu bu doğrultuda etkilemek için Amerikan idealizmini araç gibi kullanmak gerekiyordu. İngiltere bu bakımdan Ermeni soykırımı efsanesini uydurup propagandası için maharetle kullanmıştır. İngiliz propagandasının olmamışı olmuş gibi gösteren veyahut olayları bire on ölçüsünde şişirip yayan mahareti, harp sonrasında ve özellikle ikinci Dünya Savaşı arifesinde açıklanmıştır489. Ne var ki, savaş sırasında insanların çok duygulu olmaları dolayısıyla bu propaganda, etkisini yapmıştı, izlerini silmekse kolay olmayacaktır.

Okunma: 1312
feed0 Yorumlar

Yorum Yazın
 
 
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
eksi not | artı not
 

security image
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu girin


busy