Anasayfa Anlatanlar Gazilerin Dilinden... HAKKI TUNA - Eceabat - Büyük Anafartalar Köyü'nden
HAKKI TUNA - Eceabat - Büyük Anafartalar Köyü'nden PDF Yazdır e-Posta

1312 (1809) doğumluyum. 85 yaşındayım. Ben küçük Zabit Mektebi'nde okuyordum, İki yıl olmuştu ki, seferberlik patladı. Bizi de askeri birliklere dağıttılar. 9 ay, 10 gün Çanakkale Savaşlarının içinde kaldım. Ankara'nın Boyabat ilçesinde doğdum. Buralara çok küçük yaşta geldim. Harpten sonra da burada evlenip kaldım.

istanbul Haydarpaşa'da İttihad-ı Osmaniye Mektebi'nde 1,5 yıl, Kadıköy Rüştiyesi'nde de 2 yıl okudum. Sonra Küçük Zabit Mektebi'ne gittim.Henüz ikinci yılın sonuna gelmiştik ki, seferberlik ilan edildi. Bizi birliklerimize dağıttılar. Beni Hadımköy Sancaktepe Topçu Alayına verdiler. 6 bölüklü bir alaydı. Bir gün Bahriye Nazırı Cemal Paşa bizi teftişe geldi. Bu teftişten sonra bizi istanbul'da Sultan Ahmet Camiine kaldırdılar. Bir süre Sultan Ahmet Camii'nde yatıp kalktık.

Daha sonra bir emir geldi. Bütün bölüklerimizi ayrı ayrı yerlere gönderdiler. Kimimiz Arabistan'a, kimimiz İstanbul Boğazı'na, bizim bölüğü'de Çanakkale Cephesine ayırdılar. 10 gün kadar geçmedi. Galata rıhtımına yanaşan bir vapura topumuz, tüfeğimiz, cephanemizle yüklendik. Marmara Denizi'nde o zaman denizaltı olduğundan şüphe edilirdi. Onun için bindiğimiz vapura muhafız olarak bir de torpido verdiler. Galata'dan hareket ettik Çanakkale'ye. Akbaş İskelesi'ne vapur yanaştı. Vapur boşaldı. Toplarımızı koştuk. O sırada bir düşman mermisi yakınlarımıza düştü. Eceabat'ın içinden geçiyoruz. Eceabat harabeye dönmüş. Binalar yıkılmış. Orda burda evler yanıyor. Çamburnu yolundan, Behramlı köyünden geçtik. Kirte'ye ya-kınladığımızda gece olmuştu. O gece orada 9. Fırkada misafir kaldık. Ertesi sabah Kirte Köyü'nün üst taraflarında hazırlanmış mev-zilerimizi bulduk. Toplarımızı mevziye yerleştirdik. Bir telâş, bir telâş hepimizde Hazırlık yapıyoruz. Telefon hattını düzenledik. Batarya dürbünümüzü kurduk. Her şeyi yerine yerleştirip hazırlığımızı tamamladık.

O sırada düşman da Kirte Köyü'nün altında ki Eski Bağlar'a kadar gelmişti. Biz düşmana toplarımızla başladık ateş etmeye. Bir hafta o mevzilerde kaldık. Sonra bir emir geldi. Toplarımızı Eceabat Top Zeytinlik'e götürdük. Geri çekildik. Çadırlarımızı filan kurduk. Ben o zaman Kıdemli Başçavuş muaviniydim. 17. Alay, 2. Bölükteydim. Ağır Topçu Bölüğünde. 12lik ağır obüs toplarımız vardı.

Şimdi burada yaşayan Ömer Güner de benim yanımda aynı bölükte askerdi. Top Zeytinlik'te çadırları kurduktan sonra 2 top alıp Kara Yorgi'nin Dere'ye gittik. Kara Yorgi'nin Derede'de 2,5 ay kaldık. Savaş devam ediyor. Hücumlar oluyor. Derenin içinde toplarımızın askerlerinden iki şehit verdik. Tekrar Top Zeytinliğe geldik. Refik adında bir takım subayımız vardı. Onunla birlikte bu defa, Domuz Dere'ye 2 top kurduk. 3,5 ay da Domuz Dere'den ateş ettik düşman üzerine Batarya Kumandanımız Nadir Efendi'ydi.  Üsteğmendi.Bizim gözetleme yerimiz Alçı Tepe'deydi. Üst tarafımızda da Grup Kumandanı'nın gözetleme yeri vardı.

Bir gün bana, Batarya Kumandanımız

Nadir Efendi dedi ki:

- Seni Grup Kumandanı istiyor. Gittim.  Kapısını  vurdum.   Girdim   yanına. Selâm verdim.

Grup Kumandanı:

 -Sen avcı hattına gideceksin.  Orada   16.Alay Kumandanını bulacaksın. Sana görev

verecek

 -Emredersiniz, dedim, çıktım odasından.

Bataryaya gelip silahlı bir asker aldım   Beraberce başladık avcı hattına gitmek üzere

Kirte köyü yönünde yürümeye. Kirte köyüne geldiğimizde savaş bütün şiddetiyle sürüyordu.  Kirte  Köyü  zaten   harabe  olmuş. Yıkıntıların   arasında   bizim   yaralıları  getirmişler,   gördüm.   Kiminin   kolu,   kiminin bacağı kopmuş. Yaralıları sargı yerine götür meye çalışıyorlardı. 

Orada  duramadık.   Geriye   bataryaya  döndük. Sabahleyin tekrar yola koyuldum. Avcı hattı bizim topların ateş ettikleri yöndeymiş Boğazdan, Çan Ovasına kadar düşmanla doluydu.Yalnız Palamut ve Kaba Tepe arasında düşman yoktu. 

Yanıma asker almamıştım. Yalnızdım. Doğru yönümde gidiyordum. Kanlı Dere'ye indim. Bir de baktım. Önümde bir asker yüryordu. Seslendim askere, asker durdu. Sordum:

-Kaçıncı alaydansın?

Asker:

-Biz 16. Alay’ın 3. Taburu’yuz. Şurada istirahate çekildik.   Ordayız,   diyerek   eliyle gösterdi.

-Düş önüme beraber gidelim, dedim.

O  zaman  asker  toprak  altında,   meydanda değil,  sığınaklarda.  Gittik  oraya. İndim aşağıya. Bir piyade subayı  gördüm. Grup  kumandanının  beni  istediğini  anlattım.

Hemen çavuşa döndü:

 -Çavuş.   Açıkgöz   birisi   silahlarını alsın, gelsin. Bu arkadaşla gidecek.

Bir de baktım, cin gibi bir asker geldi. Silahlı, göğsünde çapraz fişekler. Düştü önüme. Gidiyoruz. Bazı açıktan gidiyoruz. Düşman bizi görünce veriyor şarapneli bize. Bazı gizli yollardan gidiyoruz. Koşarak giderken, avcı hattının arkasında karargâh çıktı karşımıza.

Karargâha vardım. 5-10 kişi getirmişler. İleri hattan getirmişler şehitleri. Gömememişler daha. Uzatmışlar öyle yatıyorlar. Alay Kumandan’na bir selam verdim. Alay Kumandanı uzun boylu  bir adam.

Bana dedi:

- Şurada, telefon odasında  biraz otur da, bir erle gidersin ileri.

- Ben er istemem, dedim.

Karargâhtan,  ilerideki avcı hatlarına giden bir sıçan yolu var. Girdim sıçan yoluna vardım avcı hattına. Bir ateş cehennemi içindeyiz.Kum çuvallarını sıralamışlar. Askerde çuvalların gerisinde silahları ellerinde ateş ediyorlardı. 

Piyade Bölük Kumandanı anlatmaya başladı:

“Bu hattı teslim  aldığımızda  burada bulunan Alay’dan 12 kişi kalmıştı.’’ Bizim hattın yüz metre ilerisinde de Fransa hatları vardı.   Düşman  denizden,   zırhlılar dan da toplarıyla durmadan  ateş ediyor. Bizim   bulunduğumuz yerle   Fransız  hatları arasına bir mermi düştü.  Kum çuvallarını yıktı. Çuvallardan  biri belime  çarptı.  Ben de yerimi değiştirdim. 

Arkasından bir mermi daha... Avcı hatlarının tam orta yerine... Bir bağırtı koptu... Bir kaç şehit... dört, beş yaralı... Hemen sıhhiyeler koşup geldiler...  Götürdüler   yaralı ve şehitleri.

Şehitlerden bir tanesini gördüm... İnsan olduğu belli değil... Kıpkırmızı et. Dağılmış... Batarya Kumandanımız Sami Bey, benim ölüp ölmediğimi öğrenmek için bir er göndermiş. Benim avcı hatlarında olduğumu öğrenen er de geri dönüp gitmiş. Avcı hatlarını iyice görmüş, düşmanın ateşini ve durumunu yakından incelemiştim. Akşam bataryama dönmek üzere yola çıktım.Gece çakır yıldızlıktı... Kurşunlar, vızıl vızır etrafımdan  geçiyordu.  Bataryama  sağ salim dönebilmiştim. Arkadaşlar “ölmeden gelmiş” diyorlardı. 

Bir gün gözetleme yerindeydim. Sami Bey var... Batarya Kumandanımız...O gerideydi... Topları Refik Teğmen idare ederdi... Sonradan bir üsteğmen daha gelmişti... O, “More More” diye konuşurdu.. Arnavut'tu. Gözetleme yerinden makaslı dürbünle bakıyordum. İlerilere avcı hatlarına... Dürbün yakın gösteriyor. Bir de baktım: Fransız hatlarında bir kıpırtı var. Teğmene seslendim.

-Fransızlarda bir telâş var... Hücuma mı

kalkacaklar ne?

- İyi bak Hakkı, dedi   teğmen. Teğmen diyorum. Üsteğmen! Batarya Kumandanı’mıza söylüyorum bunları. Kafamı çevirdim baktım Fransızlar süngü takmışlar hücuma kalkıyorlar, fırlamışlar siperlerden biraz ilerlediler, bizimkiler de fırladılar siperlerden, başladı süngü harbi... Bizim toplar, düşman topları hepimiz oraya ateş ediyoruz. Gökyüzüne dikildi asker. Epey devam etti süngü harbi. Fransızlar bizim askeri önlerine katmışlar sürüyorlar geriye karargâhın yakınlarına. Az geldi herhalde kuvvetimiz. O sırada bir şakırtı koptu Soğandere'den; “kuvvet geliyor” dedim, kendi kendime. 

Asker koşa koşa gidip, karşıladı gavuru. Hiç unutmam... Bizim askerlerden birisi bir Fransız askerini kat ön etmiş... Fransız kaçıyor bizimki arkada yetişemiyor Fransız'a. Yetişse süngüleyecek. Aştılar gittiler önlü arkalı düşman içlerine kadar... Ne oldular bilmem? Gözden kayboldular. Bizim askerlerimiz Fransızların siperlerini ele geçirmişlerdi o günkü hücumda. 

Bizim alt tarafımızda çamlığın içinde 10,5'luk seri ateşli toplar vardı... Onlar da başladılar ateşe, şimdi abide yapılan sırtlara ateş ediyorlardı. Orada Fransızların bir cephaneliği isabet almış yanıyor. Bilmiyorum artık cephanelik miydi, erzak deposu muydu? Başlarında bir subay, bir manga Fransız askeri söndürmek için koşuyorlardı. Bizim toplar, şarapnele çevirdiler bu sefer atışı. Tutunamadı Fransızlar. Bıraktılar söndürme işini kaçıp gittiler. Bu olay Domuz Dere'de olmuştu.  Aradan bir zaman geçti... Düşman birlikle ri bütün cephe boyunca hücuma kalktılar. Söktüremediler... Son hücumları idi bu onların... Bıraktılar hücumu... Biz toplarımızı Kaba Tepe'ye getirdik. Ben yine gözetleme yerindeydim. Dürbünle bakıyordum. Düşman, sabah erkenden Anafarta Ovasına da asker çıkardı. Askerin çıkarılışını ben de dürbünümle izliyordum. Düşmanın karaya ayak basmasıyla Anafarta-lar'da da savaş başladı. Cayırtı koptu... Devam etti. Fakat... söktüremedi. 3 ay daha kaldı kâfir. Üç aydan sonra aldı başını gitti. 

Bir sabah Kaba Tepe'de, arkadaşlar Fransızlar Seddülbahir'den kaçmış dediler. Atladım beygire, bastım gittim. Çift Ekin'den aşağı indim. Bizim asker ovaya yayılmış hep... Yiyecek, giyecek her şeyleri bırakıp gitmişler. Bir tane de Kadana Beygiri kaçırmışlar... Bizim askerler de tutup getirmişler. Bir İngiliz Gemisi, imroz taraflarından bıraktıkları şeylere veriyorlar mermiyi... Yakıyorlar. .. 

Düşman gittikten sonra, bir süre daha o yakınlarda bir köyde durduk. Sonra bizim topları Enez'e götürdüler. Buralarda bir alay meydana getirdiler... Sahillere adi ateşli toplar koydular. Buralarda az bir asker kaldı. Beni de Küçük Anafartarlar Köyündeki 24'lük topa verdiler. Arabistan teslim olduktan sonra da zaten asker terhis olmuştu. Bizim batarya kumandanımız, daha sonra tekrar tabur kumandan vekili olarak burada kurulan alaya gelmişti.Mütareke imzalandıktan sonra Fransızlar, İngilizler buralardaki topları hep patlatıp parçaladılar. 

Anadolu'ya geçirmediler bizi buralardan. Köyümüzde Yunan jandarması da vardı. Ben bu köyde... Büyük Anafarta Köyü'nde evlenip kaldım. Düğünümü o zaman askerler yaptılar. Köyümde bir sene evveline kadar bakkallık yapıyordum. Şimdi bıraktım. İki çocuğum var: İlk karımı 35 sene önce kaybettim. Sonra ikinciyi aldım. İkinciyle hâlâ yaşıyoruz. Madalyam filân yok. Yaşlılık maaşı alıyorum. Oğlumun biri öğretmen... İlkokul Öğretmeni... Kız torunum da öğretmen çıktı...

Sol kaşımın üzerinde kurşun yarasının izini taşıyorum...

Okunma: 1846
feed1 Yorumlar
hakan12
Mart 21, 2010
78.161.117.106
Oylar: +2

helal dedem sana

Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy

Yorum Yazın
 
 
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
eksi not | artı not
 

security image
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu girin


busy